Peyami Safa YALNIZIZ ROMANI İNCELEMESİ

Posted: 12 Temmuz 2011 in Genel

1.1.  HAYATI

Üniversite bitirme tezim olan Peyami Safa Yalnızız Romanın incelemesini şuanda Türk Dili ve Edebiyatı öğrencilerin bundan faydalanacağını düşünerek paylaşmak istedim. Google’den buraya gelmişsseniz çok iyi bir iş yaptınız. Bu konu hakkındaki her şeyi burada bulabileceksiniz.. Dua etmeyi unutmayın…

Peyami Safa 1899 yılında İstanbul’da doğdu. Şair İsmail Safa’nın oğludur. Düzenli bir öğrenim hayatı olmayan Peyami Safa kendi kendisini yetiştirdi. Küçük yaşlardan itibaren hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik, gazetecilik yaptı. Yazıları ile hayatını kazandı. İstanbul’da 15 Haziran 1961 yılında öldü.

Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede ilk hikayelerini yayınladı. Kültür haftası, Türk Düşüncesi adlarında iki dergi çıkardı. Tasvir-i Efkar, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman gibi gazetelerde yazdı. Ölmeden önce Son Havadis gazetesinin başyazarıydı.

Kendi kendisini yetiştiren önemli şahsiyetlerdendir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. Fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nazım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekariya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin’le polemiğe girmiştir.

Safa, halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını “Server Bedi” imzası ile yayınladı. Birçok eseri arasında; Cumbadan Rumbaya(1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikayeleri dizisi en ünlüleridir. Aynı zamanda ders kitapları da vardır.

Hayatının  43 yılını yazarak geçiren Peyami Safa sadece bir romancı değil aynı zamanda makale, fıkra, ders kitapları yazmış bir fikir adamıdır. Yazılarında ve eserlerinde medeniyet buhranlarını, Doğu- Batı meselelerini, ruh-beden ve madde- metafizik zıtlıklarını, toplumsal yozlaşmaları, ahlaki çöküşleri anlatmıştır. Fatih- Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Matmazel Noralya’nın Koltuğu gibi Türk edebiyatının ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Peyami Safa 1961’de İstanbul’da vefat etmiştir.

 

1.2.  ESERLERİ

1.2.1.    Romanları:   Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923),  Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959)

1.2.2.    Hikayeleri:    Hikayeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980).

1.2.3.    Oyunu:          Gün Doğuyor (1932).

1.2.4.    İnceleme-denemeleri :      Türk İnkilabına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizim (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat- Tenkid (1970), Osmanlıca- Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm- Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkilap- İrtica (1971), Kadın- Aşk- Aile (1973), Yazarlar- Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim- Gençlik- üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976).

1.2.5.    Ders Kitapları:        Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet  Mekteplerine Kıraat (1-4, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Grameri (1948).

 

 

  1. 2.      BÖLÜM:  ESERİN YAPISI VE MUHTEVASI

2.1.  ESERİN DIŞ YAPISI

Roman ilk önce Yeni İstanbul Gazetesinde tefrika edilmiş (12 eylül- 20 Aralık 1950) ve daha sonra 1951 yılında Nebioğlu Yayınları’ından yayımlanmıştır. 2. baskısı 1964 yılında, İnkilap ve Aka Yayınevi’nden, 3. baskısı Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’ndan çıkmıştır. 4. baskısından itibaren (1974) eser Ötüken Neşriyat tarafından basılmıştır. Eserin son baskısı (16. Baskı) 2006 yılında yapılmıştır.

2.1.1.    EBAT:

Kitap 12×19,5 cm ölçülerinde ve karton kapaktır.

 

2.1.2.    SAYFA SAYISI

Kitabın tamamı 365 sayfa olmakla birlikte roman 13. sayfada başlamaktadır.  Yani olay kurgusu 352 sayfada neşredilmektedir. Romanın ilk 12 sayfası, yazar, yayınevi, baskılar hakkında bilgi vermek amaçlı yazılar ile başlayıp Editör Nevzat Kösoğlu’nun Yalnızız’ı Sunarken isimli, romanın muhtevası ile ilgili yazı ile sonlanmaktadır.

2.1.3.    BÖLÜMLERİ:

Roman, okuyucunun metindeki olay örgüsünü anlamayı kolaylaştırmak amacıyla birçok bölümden oluşmaktadır. Bölümler birbirlerinden çok farklı bir kurguya sahip değildir. Çoğu zaman iki bölüm birbirinin devamı niteliğindedir. Bölümlendirme, okuyucunun okuduğu bölümdeki olaydan sonra bir duraklama yapması, kurguyu kafasında canlandırması, yazılan yazıları tam olarak zihnine işlemesi için bir kolaylaştırma tekniğidir diyebiliriz.    

2.2.  ROMANIN TERTİBİ

            Peyami Safa’nın üzerinde çok durulan ve üzerinde çok münakaşa edilmiş romanı “Yalnız” Peyami Safa’nın psikolojik unsur ve tahlillerde ustalaştığını ve bu konuda fikri olarak uzmanlaştığını gösterir.

            Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1000 Temel Eser serisinde yer almaktadır. Eserin ilk baskısında bir “giriş kısmı” vardır ki, yazar bunu prolog olarak isimlendirmiştir.

            “Prolog” kısmı, zannedildiği gibi romandan ayrı müstakil bir parça veya hikaye değildir. Prolog kısmında romana bir bakıma enerji veren bir sırrı saklamaktadır. Bu sır, Meral’in “Tütüncünün önünde”, Samim’e ilk defa yalan söylemesi, onu aldatması hadisesidir. Yani “Yalnızız” romanının psikolojik ve fikri temellerin alt yapısını oluşturmaktadır ki bu yalan hadisesini Samim, roman boyunca hatırlayacak Meral’in intiharına kadar zihnini, bu hadisenin tesirinden kurtaramayacaktır. Yalan hadisesi, Samim’i zaman zaman hissi dalgalanmaya, hatta şüpheye sevk ederken, Meral’i de intihara kadar sürükler. Merali intihar noktasına, Samim’e karşı kurduğu yalan manzumesiyle gelir ve bu manzumenin ilk halkasını da “Prolog” kısmındaki yalan teşkil etmektedir. Bu sebeple “Prolog” kısmı okunmadan, ne Samim’in sonu gelmeyen şüphe ve kuruntularını anlayabiliriz, ne de Meral’in kimliğine tam anlamıyla açıklık getirebiliriz.

“Prolog kısmı, sadece muhteva planında romana bağlanmakla kalmaz, zaman çizgisi bakımından da bağlanır. Zira “prolog” kısmında yaşanan hadiseler, bir önceki güne tesadüf etmektedir. Bundan dolayıdır ki, bir önceki güne ait hadiseleri içine alan “Prolog” kısmında anlatılanlar, romanın dokusunda zaman zaman canlı akisler uyandırmaktadır.

            Ayrıca, romanın “düalist” zemin üzerine bina edilen mekan yapısının, bir kutbunu teşkil eden  “Simeranya” dan Samim, ilk olarak “Prolog”  kısmında bahseder:

            ”Bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı, kendimi oraya atarım. Simeranya’da yalan yoktur.”( Safa, 2000: 8)

            Aradaki bu bağlar, “Prolog”u ,”müstakil bir parça” veya “ müstakil bir hikaye” olmaktan çıkarır, romanın genel yapısının vazgeçilmez bir parçası yapar.

            Yalnız romanı, üç bölüm ile, toplam 29 kısımdan oluşur. Birinci Bölüm 12, İkinci Bölüm 12, Üçüncü Bölüm 5 kısımdan oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümlerin bazı kısımları, kendi içlerinde, değişik sayılarda ara bölümlere ayrılmaktadır: Birinci Bölüm’ün 2. kısmı (2), 11. kısmı (2) ara bölümden ibarettir. İkinci Bölüm’ün 11. kısmı hariç, diğer kısımlar, Samim’in hatıra defterine kaydettiği parça parça intibalardan dolayı ara bölümlere ayrılmaktadır. Bu kısımlar, aynı zamanda, romanın fikri derinlik kazandığı alanlardır. Yalnızız romanı, dış yapı ( ara- bölüm, kısım,bölüm) bakımından hayli insicamlı bir karaktere sahiptir. Ara- bölüm, kısım v bölümler arasında herhangi bir boşluk yoktur. Yazar, bu düzeni sağlamak için sahne (tiyatro) tekniğinden faydalanır. Bu sebeple Yalnızız’ın genel tertibi, tiyatro eserlerinde görülen “perde” düzenini hatırlatır. Her bölüm, dıştan bakıldığında müstakil bir halka karakteri arz etmektedir: Değişen, sadece sahne ve dekordur; vak’ada süreklilik vardır. Bütün bu özelliklere dikkat ederek, Yalnızız romanını, başta “Prolog” u da eksik olmamak üzere büyük bir drama benzetebiliriz.

2.3.  ZAMAN

Romanda vaka zamanı İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır. Samim doğum gününü “Nietzsche’nin öldüğü gün doğmuşum” diyerek belirtir ve önceki kısımlarda elli yaşında olduğunu söyler. Buradan hareketle romanda 1949 1950 yıllarında yaşananların anlatıldığı anlaşılır.

Romana daha çok yaşanılan zaman hâkimdir. Yakın geçmişte yaşanan olaylar geri dönüş tekniği ile anlatılır. Bu teknik sayesinde roman kahramanları hakkında, yaşanan olayların arka planındakilerle ilgili bilgi sahibi olunur. Örneğin II. bölümün XII. kısmında yer alan Samim’in hatıralarını yazmasında geri dönüş tekniği kullanılır. Burada Samim’in hatıralarından hareketle okuyucuya Meral’in şahsiyeti hakkında bilgi verilir.

Zaman olayların oluş seyrine göre bir tempoyla anlatılır. Eserin tamamı 26 günü kapsar. Bu 26 gün içerisinde 10 günlük kısım anlatılmamıştır. Roman olay bir sabah vakti ile başlar ve bütün sorunların çözüldüğü bir sabah ile son bulur. Zamanı bölüm olarak ele alacak olursak:

Birinci Bölüm, iki günü anlatmaktadır. Bu bölüm XII. Kısımdan oluşur. Bu kısımların ilk beşinde bir gün, kalan yedi kısmında ise yine bir gün anlatılır. Bu bölümde Selmin’in sahte hamilelik hikâyesi anlatılmaktadır. Olay köşkte geçer. Yaşanılan zamanın anlatılması ve tek bir mekândan bahsedilmesi zamanın kronolojik bir sıra takip etmesine ve kısa bir zaman diliminin anlatılmasını sağlamaktadır. Zaman kronolojik bir sıra ile devam ederken, günün belli vakitlerine ait işaretler bulunur.

İkinci Bölüm, on üç günlük bir zaman dilimini anlatmaktadır. Bu on üç gün içerisinde anlatılmayan günler vardır. Ancak bu anlatılmayan günler daha sonra geri dönüş ya da özet yapma şeklinde anlatılır. Burada birinci bölüme göre mekânda çeşitlilik vardır. Olayların değişik mekânlarda olması zamanında çeşitli olmasını sağlamıştır.

Üçüncü Bölüm, anlatılmayan on gününün ardından başlar. Birinci ve ikinci bölümden farklıdır. Çünkü sadece tek bir geceden bahseder. Bu bölümde Meral’in intihar öncesi ve intihar anı anlatılmaktadır. Bu kısa süren olay en yoğun şekilde anlatılmış ve yoğunluk kamera tekniği ile ileri geri zaman oynatmasıyla okuyucuya anlatılır. Kamera tekniği ile zamanın ileri geri oynatılması mekânın değişmesini de sağlar. Merallerin evi, Meral’in annesinin Arnavutköy’ deki apartmanı ve Yeşilköy’deki köşk anlatılan olayların geçtiği mekânlardır. Ve kahraman olarak dikkat çeken isimler Meral, Necla Hanım ve Samim’dir. Bu bölümün ilk kısmında Ferhat’ın Meralle tartışması sonucu onu eve hapsetmesi vardır. Bu olay saat on biri yirmi geceye kadar sürer. Dahaki kısımda zaman ileri alınmış Meral’in yanarak öldüğü haberinin Meral’in annesine verilmesi zamanı anlatılır. Diğer kısımda ise zaman tekrar ileri alınmış ve Meral’in intihar ettiği sırada Yeşilköy’deki köşkte yaşanalar anlatılır. Samim’in Meral’in yandığı sırada yanık kokusu duyduğunu anlatır. Aradan geçen bir süre sonra Meral’in yandığı haberi köşke ulaşır. Bu haberden sonra zaman normale döner ve gece yaşanan olaylar sabah olması ile geride kalır.

Yalnızız romanında zaman unsuru, hadiseler uygun olarak seyreden kronolojik çizgisinden çok, sembolik manasıyla önem arz etmektedir. Roman kötü ve karamsar bir sabah ile başlar ve Samim’in ifadesiyle “ yeni başlayan sabahın koyu mavi, uçuk ve baygın” bir sabah ile aydınlanmaya başlayan bir dünyanın müjdesi ile son bulur. Samim Meral’in ve Necla Hanım’ın ölümünden sonra tasarladığı yalanın ve kötü şeylerin bulunmadığı “Simeranya”nın gerçekleşeceği müjdesini verir. Romanın bitişi yeni bir dünyanın doğuşunu ifade eder.

 

Birinci Bölüm İkinci Bölüm Üçüncü Bölüm
 

           (2)                                        (13)                                        (1)

        günlük                                   günlük                                    günlük

 

                          sabah…………………………………………….sabah

 

 

 

2.4.  MEKAN

Romanda mekan düalist zemin üzerine kurulmuştur yani romanda iki mekanın varlığı dikkatimizi çeker. Bunlardan biri olayların yaşandığı gerçek mekanlar diğeri ise Samim’in kurduğu muhayyel bir mekan Simeranya’dır.  Bu iki mekan arasındaki zıtlık eserin fikri açıdan derinlik kazanmasını sağlar.

Romanın genellinde mekan kahramanların psikolojilerini yansıtmak, olayların ayrıntıları hakkında bilgi vermek için önemlidir. Bu sebepten dolayı tiyatrolarda da olduğu gibi her bölüm başka mekanlarda geçmektedir. Olayların yaşandığı mekanları açık mekan ve kapalı mekan olarak ele alabiliriz. Bu açıdan bakıldığında Birinci Bölüm ve Üçüncü Bölüm kapalı alanlardan, olayların çokluğu açısından İkinci bölüm ise hem açık hem kapalı mekanlardan oluşmaktadır. Birinci Bölüm Yeşilköy’deki köşkte, İkinci Bölüm değişik mekanlarda, Üçüncü Bölüm ağırlıklı olarak Meral’in intihar olayından dolayı Merallerin evinde geçerken kamera tekniğinin uygulanmasıyla değişen zaman mekanı da değiştirmiş Yeşilköy’deki köşk ve Meral’in annesinin Arnavutköy’deki apartmanda bu bölümde mekan olarak ele alınmıştır.

Romanı oluşturan mekânlar; gerçek mekân; olayların geçtiği İstanbul, romandaki kahramanların kaçış yeri olarak gördüğü soyut mekan Paris ve yine bir kaçış mekanı olan mükemmel özellikleri ile bütün insanlığın kurtuluş yeri Simeranya’dır. İstanbul sıkıntılı hayatın yaşandığı kötü ve kusurlu bir mekândır. Bu kötü yerden kurtulmayı Meral, Feriha ve Selmin Paris’e kaçışta ararken Samim Simeranya’ya sığınır.

Birinci Bölümde olay tamamen Yeşilköy’deki köşkte geçmektedir. köşkün bulunduğu semt seçkin insanların yaşadığı bir çevredir ve bu köşkte yaşayanlar zengin insanlardır. Köşk dışa kapalı bir mekandır. Dışa kapalı oluşu kahramanlar arasındaki ilişkinin daha sıkı olmasına, yaşanan küçük bir olayın büyültmesine sebep olur. Ayrıca köşkün bu özelliği içinde yaşan kahramanların farklı mizaç sahibi olmaları açısından da önemlidir.

Diğer bir mekan olan Merallerin evi ise köşk ile aynı özelliği bulundurur. Dışa kapalı olması sayesinde kişiler arasındaki ilişkinin yoğunluğu ile ele alınır. Kahramanların yaşadıklarında yaşadıkları çevrenin etkisi görülür. Meral’in Paris’e kaçma isteği evde babası ve abisiyle anlaşamaması ve onları sevmemesindendir. Bu yüzden mekanlar rastgele oluşturulmuş yerler değil kahramanların üzerinde büyük etkiye sahip yerlerdir. Yazar kahraman mekan ve zaman dengesini iyi kurmuş okuyucu da olayın içine çekmeyi başarmıştır.

Buraya kadar ele alınan mekanlar kötülüklerin olduğu, yalanın olduğu mekanlardır. Bu mekan karşısında Samim Simeranya’yı oluşturur ve insanlık için kurtuluş yeri olarak görür. Samim Simeranya’nın özelliklerini “ her parçası yerli yerinde bir makine gibi kusursuz bir dünya” şeklinde ifade eder. Yine kendisi için kurtuluş yeri olduğunu “ O bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı, kendimi oraya atarım.” diyerek anlatır. Samim Simeranya’yı “bu günkü insanın kendisi hakkındaki telâkkisinden, bilgisinin temellerine metotlarına ve bütün sosyal müesseseleriyle değer sistemine kadar baştanbaşa inkılâba muhtaç bir dünyanın huzursuzluğunu duyan bir adamın, yüzeli yıl sonraki tekâmül imkânlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir ülke” şeklinde tasavvur eder.

“Simeranya’da insanın ruhu, bugün sanıldığı gibi bir iç dünya değildir. Havayı dolduran ve gizliliği kalmayan bir mana kesafetinin fertler tarafından massedilişi ve bütün varlıkların birden ötekine intikal hadisesidir… Orada maddenin katılaşmış bir ruh ve ruhun beş duyumuza idraki mümkün olmayan ince bir madde olduğu kabul edilmiştir…”

Samim’in kafasında oluşturduğu bir dünya olan Simeranya’nın eğitimini, öğretimini, ekonomik şartlarını, ilim telakkisini, yalansız oluşunu tasvir eder.

Simeranya’nın eğitim ve öğretim düzeni şöyledir:

“Simeranya’da her seviyeye göre okuma salonları, laboratuarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam ederler. Her merak ettikleri mevzuu kendileri etüt eder ve öğrenirler. Çocuklar ve gençler için, araştırma metotları gösteren kılavuz öğretmenler vardır. Bunların vazifeleri öğretmek değil, öğrenmenin yolunu öğretmektir. Çünkü Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünya, Simeranya’ya göre bugünkü dünyamızdaki okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, muayyen istidat ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmış ve klasik mektepten eser kalmamıştır: sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Diploma yoktur.

“Çocuklar ve gençler, öğleden sonra istidatlarına göre ayrı ayrı meslek şubelerinde staj görürüler. Parazit değildirler. Büyüklere yardım ederler ve bir çıraklık devresi geçirirler. İstidatları değişirse, mesleklerini de değiştirmek haklarıdır. Bu istidatları tayin eden mükemmel testler vardır. Daha ziyade iş hayatındaki davranışlarına bakılır.”

Meral’in yalanları karşısında Samim yalansız bir dünya oluşturur. Simeranya’da yalan yoktur:

“ Eski dünyada, bundan yüzeli yıl senen evveline varıncaya kadar, bütün hayat şekillerini, sosyal müesseseleri ve meslekleri saran yalan, bir tekamül zarureti olduğu kadar, “kutuplaşma dramı” adını verdiğimiz bir “dip zıtlık” gerçeğinin de zaruri neticesidir… Simeranya’da yalan tamamıyla lüzumsuz bir hale gelmiştir; anlaşılmıştır ki bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştıramayan insanın bir görünüş ahengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır. Bu zıtlıklar ortadan kalkar veya uzaklaştırılırsa yalana lüzum kalmaz. Yani prensibinde kutuplaşma bulunan olmak dramına karşı aciz insanın elindeki geçici silah, yalandır…”

Samim Simeranya’sında ilimi ve tekniği bu dünyadan çok farklı tasavvur eder:

“Eski dünya ilminin en büyük hatalarından biri de, ihtisas bölümlerine ayrılan ilimlerin “bütün”ü gözden kaçırdıkları için hiçbir hadiseyi esaslı ve doğru izah edemediklerini anlamamış olmalarıydı. Simeranya ilminde “fizik hadisesi” “biyolojik hadise” “sosyal hadise” diye birbirinden ayrı vakıa serileri yoktur. Bu hadiseler “bütün”ün ışığı altında incelenir. Bir şeyin içinde her şey mevcut olduğu için bir mesele her meseleyi bünyesinde taşır…”

“Simeranya’da asıl mesele, hasta ile hastalığı arasındaki zıtlaşmayı ortadan kaldırmaktır. Bütün tedavilerin esası budur. Bizim şimdiki dünyamızda iki nazariye ve tatbikatı vardır ki, Simeranya’da yarınki dünya hekimliğinin esasları vücuda getirmiştir. Bu nazariyelerden birine göre, istisnasız bir hatalık, uzviyetin, kendi işleyişine zıt tesirlerine karşı bir “ hyperreaction”u dur, vücudun öfkelenmesidir, isyanıdır. İkinci bir nazariyeye göre ki bu daha meşhurdur, İsviçre’de Tournier’nin nazariyesidir, birçok hastalıkların sebebini hastanın vücudundan evvel hayatında aramak lazımdır. Yani hastalık, çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır… orada herkes, hastalanmadan evvel, hayatın çaresizlikleri önünde sinirlenmemeyi, isyan etmemeği öğrenir. Bütün ailelerde ve müesseselerde her gün yapılan ruh sporu budur. Kendine göre ayinleri vardır. Öyle ki, bütün Simeranya’yı derin bir sükun ve tevekkül havası sarmıştır.”

Simeranya’nın ekonomik düzeni şöyledir:

“Orada sermaye sahibi kâr değil sadece bir riziko hakkı alır. Eğer kurduğu işte çalışıyorsa, kazancı liyakatine göredir. Bilançoları fabrikanın işçi mümessillerinden mürekkep bir idare meclisi inceler ve tasdik eder. Kazancı dağıtan da odur. Devler “kazanç ayarlaması” kanununu büyük bir titizlikle tatbik ettirir. Vazifesi budur. İhtilafları kazanç mahkemeleri halleder. İçtimai sigorta işçiyi ömrünün sonuna kadar kader aksiliklerine karşı emniyet altına almıştır. İşsizlik yoktur. Sermaye sahibi tarafından istismar edilmek de yoktur. Fakat herkesin kendi liyakatine göre mülkiyeti vardır. Fakir bu günkü dünyamızda olduğu kadar fakir değildir; zengin de bir prensler sınıfının şımarık çocuk değildir. Kazanç farkları ayarlanmış ve azalmıştır… Çalışmamak yasaktır. Her gelir, istihsalde sermaye hizmetini görmeğe davet edilir. Bankalardaki mevduatın yüzde sekseni asıl ve yedek sermayelerdir. Şahsi servetler muayyen bir haddi aşamaz…”

Romanda bulunan gerçek ve ütopik mekanlar esere fikri ve estetik bir değer kazandırmıştır.

 

2.5.  ANLATICI BAKIŞ AÇISI:

Yalnızız romanında iki anlatıcının varlığı söz konusudur. Bunlar: 1. ve 3. anlatıcı bakış açısıdır. Romanda genel olarak 3. şahıs anlatıcı hakimdir. Ancak yazar bazı bölümlerde tarafsızlığını ortaya koymak için 1. şahıs anlatıcı da romanda kullanılmıştır.

Romanda, iç monolog ve bilinç akışı tekniği başarılı bir şekilde verilmiştir. Karakterlerin yaşadığı olaylar, yaşadıkları ruhsal durumlar bizde onların yaşadığı hissini uyandırmaktadır.

Samim’in Meral’in hareketlerinden sonuçlar çıkarmaya çalışması esnasında ağzından çıkan sözcükler, kelimeler iç monolog örneğidir. “Sonra bu münakaşa hayalinde, onu kendi nefsine karşı küçülten ve her sevginin insandan ikide bir istediği değer kontrolü ihtiyacına benzeyen karanlık bir duyguya doğru kayıyordu. Neydi bu? Unutmaya da benziyor. Galiba … Dur …. Evet … Gururda bir isyan hazırlığı. Hesap istiyor. İzzeti nefis. Ve şimdi onun sufle ettiklerini kendi kendine söylüyor: …”( Safa, 2000: 205)

Peyami Safa, 3. şahıs anlatıcının eser üzerindeki hakimiyetini en aza indirirken, çağdaş anlatım tekniklerinden çokca faydalanır. Yazarın bu konudaki ilk uygulaması, “yansıtıcı merkez” seçiminde kendini gösterir. Peyami Safa bu yönteme başvururken değişik bir anlayışla hareket eder. Sadece bir kişiyi değil, birkaç kişiyi kullanır. Romanda “yansıtıcı merkez” olarak en fazla dikkati çeken kişi Meral’dir. Meral, Mefharet ve Besim’e kıyasla daha güçlü bir “yansıtıcı merkez”dir.

Romanda kullanılan bir diğer teknik montaj tekniğidir. Samim psikolojisi kitapları okuyan birisidir. Fikirlerinin temelinde bazı felsefi kişiliklerin fikirleri de vardır. Bu fikirleri romanda çoğu zaman kendi hayalinde tekrar yorumlayarak esere yansıtır. Ve birçok yerde birçok yazarın adını da anarak montaj tekniğini ustaca kullanır. Peyami Safa şu isimlerden yararlanmıştır: La Rochefocauld, Rousseau, J. Dewey, Eflatun, Hegel, Sokrates, Pierre Loti, Nietzsche, Jung, Goethe, Konfüçyüs, Yahya Kemal, Fuzuli, Tevfik Fikret ve Abdülhak Hamid. Bu önemli isimler romana derinlik kazandırmıştır.

 

2.6.  OLAY ÖRGÜSÜ

Peyami Safa romanını bir düşünce üzerine kurgulamış, figürlerini o düşüncenin taşıyıcıları, temsilcileri olarak donatmıştır. Söz konusu düşünce düalizm (kutupluluk) düşüncesidir. Eserde bulunana fikrî yapı roman tekniklerinin yerinde kullanılması, olay örgütünün düzgün sağlanmasıyla romana yayılmış ve denge sağlanmıştır. Eser yazılırken fikrî yapı ve olaylar arasında denge bölümlerde birinin ağırlıkta diğerinin daha hafif kalmasıyla sağlanmıştır. Yazar birinci ve üçüncü bölümde aktüel olaylara ağırlık verirken; ikinci bölümde fikrî ve felsefi düşüncelere ağırlık verir. Yazar fikrî yapı sağlarken yalan/gerçek, klâsik/asrî, toplumcu/ egoist gibi tezatlıklardan yararlanırken; bu tezatlıkları olaya çatışmalar halinde yansıtmıştır. Çatışmalar her bölümde farklı kişiler arasında olur.

Olay örgüsü üç ana bölümden meydan gelir. Eser Selmin’in sahte hamilelik hikâyesi, annesi Mefharet Hanımın, Samim’ in olay karşısındaki tutumu, Mefharet Hanımın Samim’den şüphelenmesi, Meral ve Samim arasında yalanla başlayan gerilim gibi düğümlerin atıldığı bölümle başlar. Yazar bu olaylar sayesinde romanda hâkim olan heyecan ve gerilimi okura vermeye başlar. Bu bölümde atılan düğümlerin cevabi ilerleyen bölümlerde yer alır. Bu bölümde ele alınan Simeranya ve Samim’in Simeranya ile ilgili kuramsal varsayımları eserin felsefi alt yapısını oluşturur. Birinci bölümde atılan düğümler ikinci bölümde fikrî yapını etkisiyle genişler, kişiler üzerindeki etkisi anlatılır. Bu bölüm fikrî yapının ağırlıkta olduğu bölümdür. Üçüncü bölümde ise düğümlerin oluşturduğu gerilim üst safhaya ulaşır ve düğümler çözülür.

Birinci bölümde yer alan ve olayın ilk vakası Selmin’in hamilelik hadisesidir. Bu bölümün I-VII kısımları arasında bu olay yer almaktadır. Semlin bir sabah kahvaltıya geç iner ve yüzü sarıdır. Onun bu durumu annesi Mefharet Hanımı telaşlandırır. Mefharet Hanım’ın şüpheciliği etrafında oluşan olaylar dizisi vardır. Mefharet Hanım kızını gördüğü ilk andan itibaren hamile olduğunu inanır. Selmin’ in nişanlısından ayrı olması annesini Samim’den hamile kalabileceği düşüncesine sevk eder. Bu şüphesini Samim’in odasına girip Simeranya’yı okuyarak gidermeye çalışır. Kilitli dolabı çeşitli anahtarlar deneyerek açar ve Simeranya’yı okur. Simeranya’da Samim’in bahsettiği kadın Mefharet’in şüphelerini artırır. Adı verilmeden anlatılan kadın aslında Meral’dir.

 Köşkte yaşanan sahte hamilelik meselesi ev halkı tarafından kısa bir süre sonra öğrenilir. Selmin’in hamilelik olayı karşısında evde yaşayan Mefharet, Samim ve Besim felsefelerine uygun olarak bir tavır takınırlar: Mefharet Hanım gerek Selmin’in annesi olması bakımından gerekse kuruntulu ve paranoyak takıntıları olan bir kişilik olmasından dolayı bu olaya aşırı derecede önem verirken; Besim rahat bir kişiliğe sahip olduğu için bu olay karşısında da kayıtsız kalır ve ablasının paranoyak tavırları ile dalga geçer. Samim ise Selmin’in böyle bir olaya meydan vermeyeceğini düşünerek olayı fazla önemsemez. Hamilelik olayı Selmin ile annesi arasında bir çatışmaya sebep olur. Sonunda Selmin baskıdan kurtulmak için eve gelen “ Aç Adam”dan hamile kaldığını söyler. Bunun üzerine olay farklı bir boyuta ulaşır. Bu olay Selmin ile annesi arasında hadise boyutunda bir çatışma yaratırken Samim ile Besim arasında felsefî bir çatışmaya yol açar. Eserin asıl amacı bu felsefi çatışmanın doğmasıdır. Samim “idealist” ve “spiritüalist” Besim ise “epikeürien” bir kişidir. Selmin’in hamilelik meselesi ile başlayan bu çatışma eserin sonuna kadar devam eder. Semlin ile Mefharet Hanım arasındaki çatışma ise Selmin’in hamile olmadığını söylemesiyle son bulur. Eserin geneline bakıldığında Samim ve Meral arasındaki bir çatışma varlığını hissettirse de eserin temelinde yatan zıt dünya görüşlerine sahip Samim ve Besim arasındaki çatışmadır. Maddi-maneviyat çatışmasıdır.

Selmin’in ilk önce hamile olduğunu daha sonrada hamile olmadığını söylemesinin sebebi Mefharet Hanım’ın baskıcı tutumundan bunalması, özgür bir kız olduğunu hissettirmek istemesi ve annesinin nişanlısı olan Ferhat’a tutumunu yanlış bulmasıdır. Kendi iradesini annesine kabul ettirmek istemesi onun bu yalanını açıklar.

            İkinci bölümde çatışmanın olduğu hadise Samim- Meral çatışmasıdır. Bu çatışma da Selmin ile Mefharet arasındaki ilişkide olduğu gibi ‘yalan’ önemli rol oynar. Samim ve Meral arasındaki ilişki Mefharet Hanım’ın Türklük Arnavutluk münakaşasından dolayı Ferhat’ı evden kovması üzerine bozulmuştur. Bu olay üzerine Ferhat, nişanlısı Selmin’i ve kız kardeşi Meral’i Samim’e karşı olumsuz şekilde yönlendirir. Samim bunun farkındadır. Kendiside Ferhat’a aynı şekilde karşı saldırı da bulunmaktadır.

Meral bu olaydan sonra Samim’i aldatmaya ve ona yalan söylemeye başlar. Aralarındaki ilişkinin bozulmasının ilk sebebi Ferhat’tır. Aralarındaki ilişkinin kopmasının diğer sebepleri de aralarındaki dünya görüşü, ahlak anlayışı, felsefi bakımdan çeşitli zıtlıklar vardır.

SAMİM                                                                     MERAL

            Yaşlı……………………………………………….. genç

            Olgun……………………………………………… hercai

            İdealist…………………………………………….. hedonist

            Milliyetçi…………………………………………… dejenere

            Septik ve titiz……………………………………… derbeder

            Klasik…………………….………………………… asri

            Kararlı……………………………..……………….. mutereddid

            Toplumcu…………………………………………… egoist(Tekin, 1999: 150)

 

Aralarındaki bu farklar romanın diğer bir kahramanı Feriha’nın etkisiyle daha çok gün yüzüne çıkar. Feriha, asri özlemlerini tatmin etmek için Paris’e kaçmıştır ve İstanbul’a döndüğünde de Meral’i de Paris’ e kaçma konusunda ikna etmeye çalışır. Feriha, Meral’in mektepten arkadaşıdır. Genç yaşta Nusret evlenmeden metres hayatı yaşayarak Paris’e gitmiştir. Gençliği para ve gösteriş için yaşlı bir adama satar. Meral’in Samim’den kopmasını ve kendisi ile Paris’e gelmesini söyler. Feriha’nın bu tutumu Meral’i etkiler ve Meral Samim’den kopmaya ve ona yalan söylemeye başlar. Samim bunun farkındadır. Bu duruma sabrederek Meral’i Feriha’dan kurtarmaya çalışır. Çünkü Meral’de iyi değerlerin de olduğuna inanmaktadır. Ancak yaşanana olaylar Samim’in bu düşüncesinin doğru olmadığı göstermiş ve aralarındaki ilişki kopmuştur.

İlk bölümde Selmin ile Mefharet arasında başlayan çatışma diğer kişiler arasında da yayılır. Ancak üçüncü bölümde çatışma tekrardan ferdi planda oluşur. Samim’den ayrıldıktan sonra Meral Paris’e kaçmayı ciddi olarak düşünmeye başlar. Aslında Meral’in hayranlığı Paris’e değildir. Paris’e duyulan bu hayranlığın altında Samim’in tespit ttiği başka nedenler vardır. Kendini bulma arzusu, mekanın değiştirme arzusu, özgür olma arzusu, nefsi ve asri özelliklere kavuşma arzusu gibi.

            Samim Meral’de iki farklı kişiliğin olduğunu fark etmiştir. Bu farklı iki kişilik arasındaki çatışma roman boyunca devam eder. Meral’in bu iki kişilik sergilemesi onun romandaki tereddüt vasfını belirler.

            Samim, Meral’in ilk kişiliğinin öze ait olduğunu, doğada olduğunu, mistik bir ruhunun, maddeden arınmış, manaya ehemmiyet veren bir kişilik olduğunu söyler. Diğer kişiliği ise, Paris hayranlığı altında yatan -gerçek nedenlerinin farkında olduğu- kişilik özelliğidir.

            Samim’den ayrılan Meral’e, Feriha Şakir isminde birinin talip olduğunu söyler.  Şakir de Nusret gibi yaşlı birisidir. Meral bu evlilik üzerine de tereddüt yaşar. Bir yandan ayrıldığı ama sevdiği Samim, bir yandan Paris…

Kitabın son bölümde Meral’in yaşadığı tereddüt anlatılır. Meral Paris ile Samim arasında gidip gelmektedir. Paris’e gitme istemesine rağmen garip bir tereddüde düşer ve Paris uğruna evinden ve eşyalarından hemen kopamayacağını düşünür. Hatıraları eşyalara yapışmış şekildedir, on üç senedir oturduğu apartmandan kopmak kolay olmayacaktır. Sonunda Meral yaşadığı tereddütten kurtulur ve içinde bulunduğu sıkıntıdan, evde yaşanan olaylardan kurtulmak için Paris’e kaçmaya karar verir. Hazırlık yaparken ağabeysi durumun farkına varır ve kardeşini odaya kilitler. Meral odada kaldığı süre içinde sahip olduğu kişiliklerin çatışmasını yaşar. Odada kapalı kalması ve yaşadığı çatışma onu depresyona sokar ve Meral tek kurtuluş olarak intihar etmeyi görür. Yalnızlığından kurtulmak için intihar edişini bir kağıda not olarak yazar ve  notu yazdıktan sonra çakmağına benzin doldurmak isterken bir kaza olur ve Meral yanarak ölür.

            Meral’in yandığı sırada orada olmayan Necile Hanım ve Yeşilköy’deki köşkte olan Samim yanık kokusu duyduklarını söylerler. Kısa bir süre sonra Necile Hanım Meral’in yandığını öğrenir, Samim’i çağırır. Samim bir süre sonra olay yerine gelir ve Necile’nin bir koltukta öldüğünü görür. Bu olay karşısında geçmişe dair hayaller görür. Hayallerinde hep Necile Hanım vardır. Çünkü Samim Necile Hanım’ı gerçekten sevmiştir.

            Roman iki kişinin farklı yerlerde yalnız ölmeleri ile son bulur.

            Roman içerisinde anlatılan üç çatışmanın temelinde Mefharet ve Ferhat çatışması yatmaktadır. Onların yaşadığı tartışma diğer olayları da peşinden getirmiştir. Bu çatışmalar karşısında Besim’in ve Samim’in farklı tutumları da ayrı bir çatışmayı gözler önüne serer. Mefharet- Ferhat çatışması menfi, Selmin- Mefharet çatışması müsbet, Samim- Meral çatışması ile Meral’in kendi kendisiyle çatışması menfi bir şekilde sonuçlanmıştır. Besim ve Samim çatışması ise Meral ve Mefharet’in ölümleri takip eden aydınlık bir sabahla bitişi Samim’in felsefesinin lehine sonuçlandığını söyleyebiliriz.

2.7.  ŞAHIS KADROSU

Romanda anlatılan yaş sıralarına göre Mefharet, Samim, Besim adlı üç karakter aynı ailenin çocuklarıdır. Aile aslen Arnavut’tur. Kardeş olmalarına karşın karakter olarak zıt özelliklere sahiptirler. Samim, vakur, geniş düşünceli, septik ve idealist biri iken, Besim, midesinden başka bir şey düşünmeyen, kaygısız ve hedonist yapılı biridir. Mefharet, kardeşlerine benzemeyen, heyecanlı ve asabi mizaçlı bir kadındır. Besim’in bu farkı şöyle ifade eder:

“…Üçümüz arasındaki farklara bak. Sanki ağabeyim Corneille’in torunu, ben Moliere’nin… Sen… Sen…O! Büyük babamı aramak için Sofokles’e kadar çık. Samim’den daha trajik mahluksun sen.”( Safa, 2000: 5)

Mefharet’in Selmin adında Dame de Sion lisesine giden bir kızı ve Galatasaray Lisesi’ne giden Aydın isimli bir oğlu vardır. Semlin, Ferhat isimli bir çocukla nişanlıdır. Ferhat ırkçılığa varan milliyetçi duygular sahiptir ve bu kimi zaman Selmin’le kimi zaman da Mefharet’le aralarının açılmasına sebep olur. Ferhat’ın Meral isminde bir kız kardeşi vardır. Meral aynı zamanda Samim’in dışarıda gizlice buluştuğu sevgilisidir. Necile Hanım, Meral’in annesidir.  Necile Hanım’da geçmişte Samim’le aşk yaşamıştır.

 

2.7.1.1.         SAMİM

 

Romanın ana kahramanı Samim’dir. Eserin tamamında ele alınan mâneviyat-maddiyat; doğu- batı çatışması içerisinde Peyami Safa doğunun öz değerlerini Samim’in ağzından savunur.

Samim, öz, asıl, gönül anlamına gelmektedir. Samim’in romanda üstlendiği karakter doğuyu sembolize etmektir. Peyami Safa’ya göre Doğu; iç, öz, asıl olandır. Safa’nın bu görüşünü romanda Samim savunur.

Samim, orta yaşlarda, kendine özgü felsefesi olan aydın bir kişidir. Eğitim almış, yaşı gereği değişik tecrübelere sahip biridir. Vak’alar arasında neden-sonuç ilişkisini fark eden ve ayrıntıları da gören bir zeka yapısı vardır. Maddi durumu iyi olmasına rağmen çalışmayı seven biridir. Oturması, kalkması konuşması ile bir entelektüel bir tiptir. Dünyada olan bütün kötülüklerin karşısında kendi kafasında bir dünya oluşturmuştur. Simeranya adını verdiği bu dünyada hiçbir kötülüğe yer yoktur. Orada insanlar hep mutludur. Ruhî ve manevi değerlerin ok sayıldığı materyalist ve pozitivist düşünceye karşıdır.  Samim ruh ve beden bütünlüğün iyi kurmuş sentezci bir aydındır.

Romanda kahramanın fiziki görünüşü ilgili geniş bir bilgi yoktur. Bunun sebebi onun manevi değerleri temsil etmesidir. Ruh haline paralel olarak yapılan tahlillerden hareketle zayıf, geniş ve gergin alınlı olduğu, gözlerinin ela renkli olduğu anlaşılır.

“ Zayıf ve karanlık yüzünde kaşları, göz kapakları ve bütün çizgileri düşüktü. Gölgede kalan gözlerinin zeka parıltısı görülmediği içi, onu yalnız geniş, gergin, aydınlık ve saltanatlı alnı çirkin olmaktan kurtarıyordu.” (Safa, 2000: 32)

“Elâ gözlerinde devamlı bir şüphe ve dikkatli karışık, cesur ve gururlu bakışı, ince dudaklarının etrafındaki tatlı gülüşün verdiği tevazu intibaında yumuşuyordu. Onun, kendisinden istenen şeyi anlatmaya razı olduğu zaman aldığı bu poz derhal alaka uyandırır ve yarattığı sessizlik ortasında bütün dikkatleri toplardı.”(Safa, 2000: 32)

Küçük yaşlardan beri kişilerin bakışları ile o an ne düşündüklerini tahmin etmeye çalışırdı. Sınıfa erkenden gelir sırasına oturur ve gelenleri bu şekilde süzerdi. Bu özelliği daha sonraki yıllarda onu diğer insanlardan ayıran bir özellik olmuştur.

2.7.1.2.         BESİM

Besim, güler yüzlü, güleç adam anlamına gelmektedir. Karakter olarak da olaylar karşısında sergilediği tavır alaycı, sıradandır.

Besim, midesine çok düşkündür. Yemekler onun için sevgili gibidir. Romanda özellikle belirtilen bu durum onun maddi değerler düşkün olduğunun simgesidir. Bedenin bağlı olduğu şeyler; yemek, içmek, uyumak, acıkmak v. gibi maddiyatı çağrıştıran unsurlardır. Tasavvufta da böyle bir durum söz konusudur. İnsanın bedenine olan bağlılığı onun dünyaya, dünya nimetlerine olan bağlılığını gösterir. Romanda ruhu ve maddiyatı temsil eden Samim’in karşısında Besim maddiyatçı bir kimlik olarak yer alır. Romanın gelenlinde de bu iki felsefenin çatışması yer almaktadır.

Besim romanda yararcı felsefenin ana unsurudur. Olaylar karşısındaki aldırmaz duruşu, takındığı tavır, yemek yiyişi bunun bir göstergesidir.

“Platonik aşk bana, aç adamın önündeki piliç kızartmasına şiir söyleyip açlıkta ısrar etmesine benziyor. Al yahu kendi payını tabağına afiyetle ye. Başkaları da yerler.  Sen ne yemek ne yedirmek istiyorsun. Soğuyor be piliç. Kadını başka türlü anlamıyorum. Ne konuşulur bu mahluklarla prens hazretleri? Bir şey öğrenmek ve başkalarına satmak için ağzının içine bakarlar, başkalarından öğrendiklerini de sana satarlar. Ütün dünya tarihinde orijinal bir fikir söylemiş tek kadın tanıyor musun? Alman romantizmi olmasaydı, Mademe de Stael olmazdı. Misalleri sen daha iyi bilirsin. Anima ve Animus hikâyesi,…”(Safa, 2000: 244)

Besim aynı zamanda açık sözlü birisidir. Kendinde gördüğü olumsuzlukları samimi bir şekilde ifade eder.

“- Bizim mirasyediler için, geceleri kitap okumak, gündüzleri gevezelik etmek lazımdır. Fakat züğürtlerin bütün felaketleri alfabeden başlar.”(Safa, 2000:36)

2.7.1.3.         MEFHARET

Mefharet, övünme, övünmeyi gerektiren şey anlamına gelmektedir. Romanda Mefharet paşa torunu olması ve Arnavut olması ile övünmesi isminin anlamının olaylara yansımasıdır.

Mefharet karakter olarak zayıf bir kadındır. Olaylar karışında verdiği tepkiler hep duygularının tesiri iledir. Küçük olayları büyütür. Romanda asıl varlığı şüpheciliği etrafında toplanmıştır. Onun bu şüphesi ileri boyutlara ulaşmış ve kızının hamileliğinden abisinin sorumlu olduğunu düşünmüştür. Olaylar karşısındaki bu tutumu sağlığına zarar vermektedir. Yaşanan olayları kendi anladığı şekilde yorumlayan, kafasına göre kurgulayan ve bunlara inanan bir tiptir.

Mefharet’in şüpheciliğinin yanı sıra meraklıdır da. Kızının hamileliğinden Samim’i sorumlu tutması ve bunun üzerine odasını karıştırması, kapalı bir çekmecede bulunana Simeranya’yı bulup okumasında şüpheciliğinin yanı sıra meraklı oluşunun da etkisi vardır.

Romanda Mefharet Hanım’ın da fiziksel özelliklerinden pek bahsedilmez. Sadece kilolu ve kemikli olduğu yer yer anlatılmıştır.

“Kadın, ağır vücudunu, aşağıdakilere duyurmadan sessizce bu merdivenden indirmenin imkânsız olduğunu düşünürken, …”(Safa, 2000: 69)

 

2.7.1.4.         SELMİN

Selmin, barış yanlısı, barış ve sevgi duygusu ile dolu anlamına gelmektedir. Selmin romanın başında geçimsiz biri olarak gösterilse de dayısı ile yapmış olduğu antlaşma aslında onun uzlaşmacı bir kız olduğunu gösterir. Ancak romanın kimi bölümlerinde inatçılığı da göze çarpmaktadır:

“Selmin, her meselede olduğu gibi, şahsiyetinin son haddine varan bağımsızlık inadı içinde kestirme cevap verdi:”(Safa, 2000: 69)

Semlin, güzel ve özgürlüğünü arayan bir kızdır. Annesinin baskıcı ve şüpheci tutumu karşısında büyüdüğünü ve özgür olduğunu göstermek için sahte hamilelik oyunu oynamıştır. Bu oyunu oynamasında inat etmesinin sebebi özgürlük arayışı içersinde olmasıdır.

2.7.1.5.         FERHAT:

Ferhat, Selmin’in nişanlısıdır. Irkçılığa varan bir milliyetçi düşünceye sahiptir. Aynı zamanda Meral’in ağabeyidir. Ferhat da romanda iki kişiliğe sahip bir karakterdir. Besim gibi eğlenceye düşkün bir yanı vardır. Buna karşılık özünü özleme duygusunda görülmektedir. Arabayı, parayı, gezmeyi sevmesi onun maddeye bağlılığını gösterir. Romanda maddeyi temsil eden diğer bir karakterdir. Cemiyetten kopmamış, etik, ahlaki değerleri yok sayacak kadar vahim duruma düşmemiş bir kişiliktir.

2.7.1.6.         MERAL:

Meral, dişi geyik anlamına gelmektedir. Meral’in ürkek tavırları ismiyle örtüşmektedir. Olaylar karşısındaki tereddütlü davranmaktadır. Samim ile Paris arasında kalması bu tereddüdün bir göstergesidir. İçinde bulunduğu durumun baskıcı tutumundan kaçış olarak Paris onun için ışıltılı bir hayattır. Samim ise bir değerdir. Diğer bir tereddüdü ise Nail’i Beyle yaşadığı olaydır.

“Meral bir sigara daha yaktı. Ferahlatıcı bir hayat arıyordu. Uçak hava meydanından kalkıyor. Feriha ve o, ikisi de sevinç içersinde. O…h, serbest Paris, Paris! Dünya onun artık. Ferhat aşağıda, gittikçe küçülen hava meydanında noktalaşarak çırpınıyor. Bir böcek gibi ufalıyor…”,”… Babam! O benim kaçtığımı duyarsa ne yapar? Ferhat olmasa çabuk geçer öfkesi. Çünkü babam realisttir. İş adamıdır. Onun gözünde, herhangi bir şeyin olmuş olması bütün excuses… “,”… Birdenbire gözünün önüne Samim geldi. Boyu biraz daha uzamış ve gözleri irileşmiş. Alnı daha geniş, daha beyaz ve garip tesirler yağdıran bir aydınlık içinde Samim’in… Hiçbir şey söylemiyor. Bakışları sabit, vücudu hareketsiz, edası donuk. Bir şey geliyor ondan. Ağ gibi sarıca bir şey. İnsanın her yanına dolanan bir tesir dalgası. Duruyor hayali. Sımsıkı, fakat yumuşak. Duruyor, gitmiyor. Ve Meral’de bütün hareket arzularını kurutuyor.”(Safa, 2000: 294 – 295)

Meral’de iki kişiliğin olduğunu Samim fark etmiştir. Meral’de bunun farkındadır. Çoğu zaman kendisinde hangi kişiliğin olduğunu sorgular. Bazen öze ait içte olan kişiliğini gerçek kişiliği olduğunu kimi zaman da Paris’e hayran olan gösterişli bir hayatı maddi ve maddeci dünyayı isteyen kişiliğinin gerçek kişiliği olduğunu düşünür.

Samim’i aldatması ve Paris’e gitmek istemesi onun maddeci olduğunu gösterir. Onun çok güzel olmamasının yanında çekici bir kız olması da aslında yaşadığı bu iki kişiliğin etkisindendir. Çok güzel olmaması manevi değerlere sarılmasını, çekici olması da meddi değerlere yönelmesinin bir göstergesidir.

2.7.1.7.         FERİHA :

Meral’in mektepten arkadaşıdır. Feriha ailesini karşısına alarak yaşlı bir adamla Paris’e kaçmış ve metres hayatı yaşamaktadır. Ailesi hakkında pek konuşmaz ve ailesinin varlığını pek düşünmez. Çünkü ailesi düşünmek onu üzmektedir.

Feriha, Meral’i de Paris’e gitmek ve Şakir ile evlenmesi konusunda ikna etmeye çalışmaktadır. Romanda nihilist bir tiptir. Ahlaki değerleri yok ve asri zevkler peşinde koşan bir kızdır.

 

2.7.1.8.         HASİBE :

Evin hizmetçisidir. Romanda yardımcı kişiler arasındadır. Hasibe’nin fiziki özelliklerinden de bahsedilmemiştir. Sadece birkaç yerde kilolu olduğu söylenmiştir.

“ Besim, her manası ile aç bir adam için, tombalak Hasibe’nin esmer ve yağlı teninde yabana atılmayacak lezzetler…”(Safa, 2000: 67)

 

2.7.1.9.         NAİL BEY :

Osmanlıca konuşmayı seven, mülayim bir adamdır. Hayat karşısında realisttir. Gerçekleri kabul eder ancak bu kabul etme onun mizacında olumsuz etkiler bırakmıştır.

2.7.1.10.    NECİLE HANIM :

Meral ve Ferhat’ın annesidir. O da meral gibi Paris’e hayrandır ve geçmişte Samim ile bir ilişkisi olmuştur. Yaşadığı bu olaylar onun yalnız bir hayat sürmesine neden olmuştur. Kızının yanarak ölmesi üzerine kalp krizi geçirerek vefat eder.

2.7.1.11.    RENGİNAZ :

Meral’in dadısıdır. Hiç evlenmemiştir. Bu durum onda olumsuz kişilik özellikleri oluşmasına neden olmuştur. Olağanüstü şeyleri görür.

 

  1. 3.      BÖLÜM: ROMANDA ELE ALINAN TEMALAR

 

3.1.  YALNIZLAŞAN BİREY:

Romanın son bölümünde baskın olan tema yalnızlıktır. Bu bölümde Meral öz benliği yerine ikinci benliğini seçmiş ve bu Meral’i felaket sürüklemiştir. Meral her şeyi göze almış ve ikinci benliğinin isteklerini yerine getirmeye karar vermiştir. Feriha ile Paris’e kaçmaya karar vermiştir. Ancak Meral’in kaçma planını anlayan Ferhat kardeşi bir daha kaçmaya teşebbüs etmesin diye onu odasına kilitler. Bu sırada Meral kaçıp kurtulmak için son çare olarak pencereden bağırmayı, insanları toplayıp kalabalığın arasından kaçmayı düşünür; fakat bu noktada da toplumun tepkisinden çekinir. Bu şekilde iç muhakemesini yaparken öz benliğinin farkına varır. “Ona diyeceğim ki, niçin beni yalnız ikinci realitem içinde damgalıyorsun? Ben sana hiç gripten ateşler inde yattığın bir ıstırap gecesinin sessizliğinde ıhlamurunu getirmedim mi? ‘Ağabey dur, arkandaki havluyu değiştireyim’ demedim ve hiç açılan omzuna yorganını çekmedim mi? Teyzemin ölümüne beraber ağlamadık mı? …”(Safa, 2000: 327)

Meral’in içinde bulunduğu durum çıkışı olmayan bir yoldur. Ümitsizlik bütün ruhunu kaplamış, hayatının her noktasına etki etmiştir. En önemlisi de cemiyetin içinde yalnız kalmıştır. Toplumun değerlerinden uzaklaşmış, ahlakını ve namusunu bir kenara koymuş ve onları bedeni arzular uğruna heba etmiştir. Cemiyet tarafından hor görülmüş, dışlanmış ve yalnız kalmış Meral artık kendi içersinde de yalnız kalmıştır. Topluma olduğu kadar kendine de yabancılaşmış kendi içersinde yalnızlaşmıştır.

Meral artık cemiyetin kendisini kabul etmediğini ve devamlı cemiyetin kendisini reddettiğinin farkındadır. Meral, Samim’in dediği gibi ikinci benliğini kendi içersinde öldüremediği için çaresizliğin ve çıkmazın içersindedir. Ümitsizliğin içersinde kalan Meral için kurtuluş ne kaçıp gitmek ne de ikinci benliğinin çok istediği Paris’e gitmektedir. Onun için tek kurtuluş yolu ölümdür. “Kendi kendimde nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.” (Safa, 2000: 348)  Meral’in bu intihar notunda bahsedilen; süper ego da dediğimiz benin, içgüdü ve refleksleri yöneten biyolojik benden olan nefretidir. Nedeni ise biyolojik benin etkisinden tam olarak kurtulamaması ve kendisini özgür hissedememesinin verdiği iğrenme duygusudur. Bu romanda bunalımların ve intiharın nedeni bu iki ben arasındaki çatışmadır. Birbirlerine üstün gelme isteğidir. Bu not ayrıca verilmek istenen mesajı da özetler. Eğer toplumun yapısıyla ters düşerseniz, sadece hayvani özelliklerin olduğu bedeninizin, zevklerinizin kölesi olursanız, insan olmanın birinci unsuru olan maneviyatı yok sayarsanız hem toplum gözünde hem de kendi içinizde yalnız kalmaya mahkumsunuz.

Meral’in intihar edip etmeyeceği merak konusu iken yazar onu intiharla değil kaza sonucu öldürür. İntihar kararı alan Meral son bir sigara içme arzusu duyar ve benzini biten çakmağına benzin koyarken üzerine ve etrafına dökülen benzini iyi silemez ve bunu önemsemez. Çakmağı yakınca da bütün vücudu ateş alır. Yanarak ölür.

Meral’in ölüm haberini alan Samim yolda Selmin ve Merallerin aile dostları Alaaddin Beyle intihar mektubu üzerinden onun yalnızlığını ve onu bu hale getiren süreci açıklamaya başlar. Samim Meral’in sosyalleşemediği ve yalnızlığa tutsak olduğunu söyler. Meral ölmeseydi yalnızlık ve kendinden nefret duygusu onda farklı şekilde ortaya çıkacaktı izlenimini belirtir.

Peyami Safa, Meral’in yaşadıklarının bedelini ölümle veya hastalıkla ödeyeceğini göstermiştir. Bu durumdan çıkmak için alternatif bir yol da göstermemiştir. Bu da gösteriyor ki toplumun değerlerini arka plana atıp sosyal yönü reddettiğinde artık cemiyetin içinde yaşamaya hakkın yoktur. “İnsan denilen sosyal mahluk kendi…Kendi iç dünyasının mahbusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkum.” (Safa, 2000: 347)

Bu durum Meral’in annesi Necile için de geçerlidir.  Necile kocasını birçok defa aldatmış hiçbir erkeği sevmemiş ve hizmetçisi Renginaz’la insanlardan uzakta yaşamaktadır. Necile de kızı gibi ikinci benliğinin esiri olduğu için Meral’in öldüğü gece kalp spazmı geçirerek yazar tarafından ölümle cezalandırılmıştır.

 

3.2.  DOĞU- BATI ÇATIŞMASI

Yalnızız romanı fikri yönü ağır basan bir romandır. Bu romanda olaylardan çok olayların temelinde yatan felsefi özellikler vardır. Peyami Safa birçok romanında olduğu gibi bu romanında da “Doğu Batı zıtlığı”na yer vermiştir.

Peyami Safa’nın Yalnızız adlı eserinde Doğu Batı çatışması, Doğu kültürüne bağlı olan ve Batılılaşmayı gerekli gören olmak üzere farklı iki karakter üzerinden irdelenmiştir. Bu çatışma yazar tarafından iki kardeş arasındaki kişilik farklılıkları, olaylara yaklaşım biçimlerindeki tutumları ve aynı konu üzerinde yaptıkları farklı yorumlamalarla aktarılmıştır. Samim her türlü özelliği ve çevresinde olup bitenlere takındığı tutumla Doğu’yu simgelemektedir. Kardeşi Besim ise kişiliği ile tam bir “Batı insanı” modeli çizmektedir. Doğu felsefesinde madde her zaman ikinci plandadır. İnsani değerlere ve ruhun önemine maddeden daha çok önem verilmiştir. Ruh,insani özellikler ve değerler Doğu felsefesinde maddeye göre daima ön plandadır

Doğu’yu simgeleyen bir figür olarak Samim,  çevresindeki  insanların  ruh analizlerini en ince ayrıntısına kadar doğru bir şekilde yapabilmekte, maddiyattan daha çok duygulara önem vermekte ve bunlar için her şeyi feda edebilmektedir. Onun için önemli olan dış değil iç; beden değil ruhtur. Öze verdiği bu önem her insanın kendi duygu, düşünce ve ruhuyla bir değer olduğu inancının onda hakim olmasını sağlamıştır. Bu inanç insan ve insana ait olan tüm değerlere saygı duyma yetisi olan hümanizmi doğurmuştur. Çevresindeki insanların en ince mimik veya hareketinden ruhunu analiz etmekte ve bu analizin sonucunda onların kişiliğiyle ilgili yargılarda bulunabilmektedir.

Samim karakterine zıt olarak oluşturulmuş “Besim” karakteri, takındığı tutumuyla özellikleriyle okurda Batı imgesini uyandıran kişidir. Lükse ve yemeğe düşkün olması, maddeci yani materyalist yaklaşımıyla Doğu tarafından benimsenmiş olan Batı imgesi Besim ile romanda yer bulmuştur. ”…Talaş kebabının huzurunda birdenbire susan Besim bir tapınma sessizliği içerisindeydi… Tabağını yeni baştan tepeleme doldurduktan sonra, itiraf etti: “ben bu kebaba âşıktım” (Safa, 2000: 35)

Kendisine, bedenine olan bağlılığı ve sürekli her şeyden haz alma çabası Besim’in dünya nimetlerine dünyanın güzelliklerine olan bağlılığını göstermektedir. Besim romanda maddi her türlü olguyu temsil eder. Olaylar karşısında takındığı rahat tutumları ve bir tasası olmayan hayat görüşleri ile tarzı Batıyı yansıtmaktadır.

Bu iki kardeş roman boyunca görüşlerini paylaşırken bazı fikri anlaşmazlıklarına düşmektedir. Bu anlaşmazlıklardan her zaman Samim önde gelmiştir. Samim’in düşünceleri Besim’e göre üstün gelmiştir.

Doğu ve Batı arasındaki büyük ikilemi yansıtan karakterlerden Samim’in sevgilisi Meral’in kişiliği ile ilgili yaptığı yorumlamalar ve bu yorumlamaların sonucunda ulaştıklarıdır. Meral, roman boyunca özü ve her zaman hayalini kurduğu hayatın arasında seçim yapmaya çalışmıştır. Fransa’ya gitme ya da Samim ile beraber kalma kararını bir türlü verememiştir. Bu, arada kalmışlık onun sonunu getirmiştir. Roman sonunda yazar tarafından yok edilen Meral’in, manevi değerlerden kopması sonucunda yalnızlığa itilip ardından ölmesi romanın vermek istediği iletiyi yansıtmaktadır. Kişi maddiyata önem vermeyerek ruha ve öze döndüğü zaman iyi bir hayata sahip olabilecektir. Maddi her türlü tutku insanı açmaza sürüklemektedir. Samim’in onun hakkında yaptığı yorumlamalar, Doğu Batı çatışmasını gösterdiği kadar Samim’in ruha verdiği önemi de kanıtlar niteliktedir.

Selmin’in nişanlısı Ferhat da bölünmüş kişiliği ile Doğu Batı çatışmasının yansıtıldığı bir diğer karakterdir. İki kişilik arasındaki sıkışıp kalmışlığı çatışma olarak yorumlanabileceği gibi bu karakterin olaylara bakış açısını da etkilemektedir. Ferhat ilk bakışta Besim gibi eğlenceye düşkün, maddeye önem veren biri gibi gözükse de o da içte öze dönme arzusu yaşamaktadır. Arabaları, parayı ve gezmeyi sevmesi onun maddeci, Batı hayat tarzına daha yakın, rahat yaşamını göstermektedir. Yine Doğu’nun Batı’yı suçladığı kişilik özelliklerini karakterinde fazlasıyla barındırır. Aynı zamanda Ferhat çoğu zaman ırkçılığa varan aşırı milliyetçi fikirlere sahiptir. Arnavutlar hakkında ileri geri konuşmuş, aşırı milliyetçi fikirlerini fazlasıyla yansıtmıştır. Hatta bu nedenle Arnavut kökenli paşa torunu olduğunu söyleyen nişanlısı Selmin’in annesi Mefharet ile kavga etmiş ve evden kovulmuştur. Milliyetçi kişiliği, öze bağlı olma duygusu ve maddeye düşkün yapısı yine “Batı” ve “Doğu” olarak adlandırılabilecek anlayışların çatışmasıdır.

 

3.3.  YALAN VE ŞÜPHE:

Yalnızız romanında yalan, eserin başından sonuna kadar işlenen bir konudur. Peyami Safa, özellikle romanın her bölümünde yalan sözcüğünü ve yalanla paralel olarak şüphe unsurunu da dile getirmiştir. Kişi yalan söylediği zaman karşısındakini kandırdığını onu aldattığını düşünür. Ancak dikkatli biri kişi, karşısındakinin hal ve tutumundan yalan söylediğini sezebilir. Peyami Safa bu eserinde insanların nasıl yalan söylediklerini, duruşları ve bakışlarından gizleyemedikleri ip uçlarından yalanların nasıl yakalanabileceğinin örneklerini vermiştir.

Psikolojik çözümlemelerin üst seviyede olduğu bu eserde yalan söyleyen insanın da durumu analiz edilmiştir. Yazar, Samim aracılığıyla yalan konusundaki tutumunu, yalana karşı kinini dile getirir. Samim keskin zekası ve şüpheci tutumuyla yalanları bireylerin her özelliğini tahlil ederek ortaya çıkarır. Romanda Samim şu gözlemleri yeğeni Selmin’in üzerinde yapmıştır: “Ben yalan arayan zekanın gözlere verdiği ağır hareketi bilirim. Çok az yanılmışımdır. Bakış evvela sağa ve sola kayar. Arama başlamıştır. Sonra gözbebeği yukarıya doğru bir kavis çizip aksi istikamete iner. Sonra tam karşı tarafa bakar. Donuktur. İki üç defa kırpılır: korku çırpınışı. Yalan aradığının sezilmesi ve aranan yalanın bulunmaması korkusu. Nihayet bütün yüz çizgileri yumuşatan bir kurtuluş hareketi. Yalan bulunmuştur. ” (Safa, 2000: 106)

Esere iki genç kız tipi Selmin ve Meral’in söyledikleri yalanlar ve bu yalanların bıraktığı etki ve şüpheler hakimdir. Safa, bu iki genç kızı birlikte işlememiş birinci bölümde Selmin’in üzerinde yoğunlaşmış bölümün sonuna doğru Selmin’in yalanlarını ortaya çıkarmıştır. İkinci bölümden itibaren ise Selmin ikinci plana atılmış ve Meral problemleri, çatışmaları ve yalanları ile ön plana alınmıştır. Bütün bölümlerde Samim merkez kişidir.

Yalan temi romanda gerilimi artıran, merak unsurunu tetikleyen ve düğümleri oluşturan temel unsurdur. Selmin’de yalan bir kişilik mücadelesi olarak görülür. Meral’de ise kimi zaman olumsuz yönlerini örtmek kimi zaman da çevresini oyalamak için başvurduğu bir yol olarak görülür.

Şüphe yalana ortam hazırlar. Romanın birinci bölümü şüpheyle başlar. Selmin henüz yalan söylememiştir. Ancak şüphe yalana ortama hazırlamıştır. Selmin’in tutumları annesinin şüphelerini çekmektedir. Bunda da başarılı olmuştur. Mefharet Besim’e şühlerini anlatır. “… Sabahları midesi bulanıyor ve başı dönüyor.” (Safa, 2000: 13) Selmin şüphe sayesinde ortamı hazırladıktan sonra Besim Daysı’na planlı bir şekilde hamile olduğu yalanını söyler. Bu yalanıyla şüpheleri gerçeğe dönüştürür. Ancak bu şüphenin doğruluğu başka bir şüphenin doğmasına neden olur. Bebeğin babasının kimin olduğu sorusunu ortaya çıkarır. Selmin’in inatla isim vermemesi şüpheleri Selmin’in dayısı olan Samim’e çevirir. “-Ben sana bir şey söyleyeyim mi, dedi, istersen çıldırdığıma hükmet.” (Safa, 2000: 20)

Şüphenin basit bir şey olmadığı üzerinde durulmuştur. Şüphe insanın içine yerleşince insanı her türlü düşünceye sevk ediyor. Beklide yazarın Mefharet’in kardeşinden sapkınca şüphelenmesi vakası bunu gözler önüne sermek içindir.

Selmin’i sıkıştıran Mefharet sonunda kızının konuşmasını sağlar. Aç adamdan hamile olduğunu itiraf ettirir. Ancak yalan bitmek tükenmez şekilde devam etmektedir. Aç adam adam meselesi de yalandır.

Samim detaycı, gözlemci ve analizci kişiliğiyle Selmin’i tahlil eder. Samim akıl yürütmeyle, tecrübesiyle bebeğin babasının aç adam olmadığını Selmin’in, Mefharet’in Ferhat’la çatışmalarından dolayı annesini rahatsız etmek ve Ferhat’ı kabul ettirmek için bir oyun olduğunu anlar. Selmin’e sürekli yalan söylemenin de, her doğruyu her yerde söylemenin de doğru olmadığı tavsiyesinde bulunur. “Yalancılığı da, doğruculuğu da tahammül etmeyen bir dünyadayız. Sırasına göre yalanla doğruyu kombine eden bir cemiyet ve ruh yapımız var. İnsan realitesi tezatlıdır. Sen şimdi bunu anlamazsın. Bazen hakikat vahşidir, insanların arasına salıvermeye gelmez. ” (Safa, 2000: 123)

Selmin en sonunda hamile olmadığını itiraf eder. Bölümün sonunda Selmin üzerine yoğunlaşan şüphe ve onun her söylediği yalan merakın unsurunu arttırmıştır.

Samim Selmin’deki bu yalana eğilimin sebebinin aşktan olmadığını annesin hatta sevdiği kişi olan Ferhat’a karşı mücadele aşkından olduğunu analiz eder. Selmin’in kendisiyle mücadelesi kişiliğini oluşturmaya ve kabul ettirmeye çalışan bireyin mücadelesidir. Selmin’in mücadelesi iç mücadeledir.

Samim’in asıl şüpheci yapısını Meral’in sözleri, tutumları üzerine uzun uzun tasvirler yapıp onun yalanlarını bir bir ortaya çıkardığı anlarda daha iyi anlıyoruz. Samim yalan avcısı gibi Meral’in tavrını yalan söylerken vücudunun ve yüzünün aldığı halleri dikkatle inceler. Yalana tahammülü olmayan Samim’i bu durum derinden etkiler.Meral içinde yaşadığı çatışmalarda gelgitler yaşadığı anlarda sadece etrafındaki tepkileri engellemek için yalana başvurmaz. O aslında kendi kendini kandırmak, birinci öz benliğini kandırmak için yalana başvurur.

KAYNAKLAR

 

 AKTAŞ, Ş., Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Birlik Yay., Ankara, 1984, s144.

 

AKYÜZ, K., Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkilap Kitapevi, İstanbul, 1995.

 

AYATA, Y., TONGA, N., “Psikolojik Roman, Roman Yansıyan Yazar ve Türk Edebiyatındaki Bazı Örnekler Üzerine İnceleme”, İlmi Araştırmalar, S.25, Bahar, 2008.

 

AYTAÇ, G., “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı” Milliyet Kültür, nr. 42, Ekim, 1983.

 

________ , Çağdaş Türk Romanı Üzerine İncelemeler, Gündoğdu Yay., Ankara, 1990.

 

AYVAZOLU, B., Peyami Safa: Hayatı Sanatı, Felsefesi, Dramı, Ötüken Yay., İstanbul, 1988.

 

BAŞPINAR, A, Peyami Safa: Romancılığı-Eserleri, Fırat Üniversitesi Yay., Elazığ, 1984.

 

BÜRÜN, V., Peyami Safa İle 25 Yıl, Yağmur Yay., İstanbul, 1978,s.355.

 

ÇETİN, N., Roman Çözümleme Yöntemi, Öncü Basımevi, Ankara, 2004.

 

ENGİNÜN, İ., Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Dergah Yay., İstanbul, 2003.

 

GÖKTÜRK A., Edebiyatta Ada, Sinan Yay., İstanbul, 1966, s.238.

 

GÖZE, E., Peyami Safa: Hayatı, Şahsiyeti, Te’siri, Bakanlık Yay., Ankara, 1987.

 

KAPLAN, M., Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar 2, Dergah Yay., İstanbul, 1987.

 

KUDRET, C., Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman(2), Varlık Yay., İstanbul, 1981,s.459.

 

MİYASOĞLU, M., Peyami Safa’nın Romancılığı, Türk Yurdu, S.164, 2001.

 

MORAN, B., Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İletişim Yay., İstanbul, 1983,s.286

 

ÖNAL, M., “ Tahkiyeli Eserleri Tahlil Planı Hakkında Bir Deneme”, Prof. Dr. Umay Günay Armağanı, Feryal Matb., Ankara, 1996, s:124-134.

 

SAFA, P., Yalnızız, MEB Yay., İstanbul, 2001.

 

________ , Doğu Batı Arasında, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2000.

 

TANPINAR, A. H., 19 Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Ktb., İstanbul, 1967,s.614

 

 

_______________, Edebiyat Üzerine Makaleler, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”, Haz. Z. Kerman, MEB, İstanbul, 1969,s.628

 

TEKİN, M., Peyami Safa’nın Roman Sanatı Üzerine Bir Araştırma, Selçuk Üniversitesi Yay. Konya, 1999.

 

_______________, Romancı Yönüyle Peyami Safa, Ötüken Yay., İstanbul, 1999.

 

_______________,Roman Sanatı 1, Ötüken Yay., İstanbul, 2001.

 

ÜLKÜ, İ., “Peyami Safa’nın Hikayeciliği”, Türk Edebiyatı, S.92, Haziran, 1981

 

YALÇIN, H. C., Edebiyat Anıları, ( hzl. Rauf Mutluay), Türkiye İŞ Bankası Kültür Yay., İstanbul

About these ads
Yorumlar
  1. Gürkan diyor ki:

    Merhaba, oldukça detaylı ve güzel bir çalışma olmuş. Çalışmanın .pdf ya da .doc formatına ulaşabilir miyim? Çıktısını alıp, tekrar okumak istiyorum.

  2. Yesil_elma diyor ki:

    Kitabı dün akşam bitirdim ve hala tam oturtamadığım yerler vardı. Sizin incelemeniz ile biraz daha azaldı. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s